Kooperatifçiliğin temel kanunu dayanışmadır, birlikteliktir

Abdullah Aysu ile gıda ve tarım politikalarını, endüstriyel gıda üretimi ve gıda krizini, gıda egemenliğini ve kooperatifleşmeyi konuştuk.

 

Gıda egemenliği kavramından bahsederek sözlerine başlayan Aysu, bu kavramın oturduğu dinamikleri “Gıda egemenliği, var olan tarımsal üretim metotlarının reddiyesi ve üretim metotlarının üretici ve tüketici lehine olacak şekilde yeniden üretilmesidir. Kısaca ifade edecek olursak, ne üretileceğine, ürünlerin nasıl üretileceğine, ne kadar üretileceğine ve en önemlisi de bu üretimlerin kimin için gerçekleştirileceğine karar verme hakkıdır” ifadeleriyle açıkladı.

“Devletin tarım politikası şirket lehine olan bir politikadır”

Gıda ve tarım politikalarına ilişkin açıklamalarda bulunan Aysu, Türkiye’de tarım politikalarının üç evrede incelenebileceğini ifade etti. İlk evrenin Osmanlı’dan devralınan sistemin sürdürülmesiyle gerçekleştiğini kaydeden ve bu dönemdeki sistemin son derece ilkel üretim metotlarıyla sürdürülen küçük aile çiftçiliği olduğunu belirten Aysu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cumhuriyet döneminde küçük aile çiftçiliği devam etmiştir. Bu dönemde küçük aile çiftçiliği kamu araçlarıyla desteklenmiştir. Piyasa üretici ve tüketici lehine düzenlenirken, bir yandan da nüfusun yüzde 85’inin köylü olduğu bir ortamda köylünün emeğinden ve alınterinden bir burjuvazi yaratılmaya çalışılmıştır.”

Türkiye’de uygulanan tarım politikalarını değerlendirmeye devam eden Aysu, şunları kaydetti:

“Devletin tarım politikası şirket lehine olan bir politikadır. Bu durum esasında sadece Türkiye’ye mahsus değil. Küresel kapitalizmin gelişmeye başlamasından bu yana, Türkiye için özellikle de 1980’den bu yana, tarım serbest piyasa içine alınmıştır. Dünya Ticaret Örgütü’nün kurulmasının ardından bu kuruluşun normları tarımı yönetmeye başladı. Bu dönemde dünyada uygulanan ana politika çiftçiliğin ortadan kaldırılması ve tarıma şirketlerin egemen olmasıydı. Bu bizde daha erken bir dönemde 24 Ocak Kararları ile başladı. 24 Ocak Kararları’na karşı yükselen toplumsal muhalefetin bastırılması için cunta yönetimine geçildi ve bu kararlar uygulanmaya başladı.”

Türkiye’de yaşanan süreci anlatan ve kapatılan kurumları ifade eden Abdullah Aysu, özelleştirmelerden bahsetti ve AKP döneminde çıkarılan Tohumculuk Kanunu ile çiftçilerin çiftçilikten çıkarıldığını ifade etti. Aysu açıklamalarının devamında, bu kanunla birlikte çiftçilerin üretim yapabilecekleri, ürettiklerini satabilecekleri ancak tohum üretip satamayacaklarının kararlaştırıldığını ifade etti.

Tarım alanındaki tekelleşmeden bahseden Aysu, tohum üreten firmaların aynı zamanda tarımda kullanılan ilaçları ürettiğini ve aynı zamanda da insanların kullandığı ilaçları ürettiklerini ifade etti. Aysu, endüstriyel tarım uygulamalarından çıkmak gerektiğinin altını çizdi.

Kooperatifçiliğin temel kanunu dayanışmadır, birlikteliktir”

Türkiye’deki çiftçilerin yaşadıklarına değinen Aysu, Türkiye’de çiftçilerin finansal açıdan desteklenmediklerini ifade ederek geçmiş dönemlerde süren finans desteklerin IMF ve Dünya Ticaret Örgütü’nün normlarına dayanılarak kaldırıldığını ifade etti. Endüstriyel gıda üretiminin gıda krizine ve küresel iklim krizine katkısının yüzde 54 oranında olduğunu vurgulayan tarım uzmanı Abdullah Aysu, küçük aile çiftçiliğinin desteklenmesiyle gıda krizinin aşılabileceğini kaydetti.

Çiftçi-Sen’in kuruluş sürecinden bahseden bahseden Abdullah Aysu, Çiftçi-Sen’e yönelik olarak geçtiğimiz yıllarda açılan kapatma davasını değerlendirdi. Bu dava sürecinin ardından Çiftçi-Sen’in kapatılmadan meşru zeminde hak mücadelesi yürütmeye devam ettiğini kaydeden Aysu, gıda alanında mücadele yürüten sendikalar gibi başka bir mücadele alanı olan ve yurttaşların güvenli gıdaya erişimini sağlayan kooperatifleşmenin öneminden bahsetti.

Konuya ilişkin olarak hazırladığı bir kitapta “Yemek yemek de, kooperatif kurmak da politik bir iştir” diyen tarım uzmanı Aysu, kooperatifleşmenin önemini şu sözlerle anlattı:

“Kooperatifçiliğin temel kanunu dayanışmadır, birlikteliktir. Küçük, zayıf ve ezilen kesimlerin güçlerini bir araya getirerek büyük ve güçlü kesimlere karşı direnç noktaları oluşturmasıdır. Kooperatifçilik genel siyasetin içerisinde önemli bir yer alır. çünkü kooperatifler gıda alanında önemli bir direnç noktasıdır. Kapitalizmin inşaa ettiği beslenme ve alışveriş kültürünün karşısında alternatif bir beslenme ve alışveriş kültürünün üretilmesi kooperatifler aracılığıyla sağlanır. Kooperatifler aracılığıyla yerelleşme sağlanarak küreselleşmenin karşısında durulabilir. Bunun için de güçleri birleştirmek gerekir.”

Benzer Haberler

Dijital dünyaya uyum dönüşümü

Son iki yılda uygulamaya koyduğu kararlarla mesleki ve teknik eğitime yönelik olumsuz algıyı kıran Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 2020-2021 ...

Minibüste sosyal mesafe unutuldu: Ücretler elden ele

Şirinevler’den Tekstilkent’e gitmek için bindiğimiz minibüs neredeyse ağzına kadar doluydu. Şoföre “Ayakta yolcu almanız yasak değil mi?” diye ...

Bir Cevap Yazın